Posted: Fri Jun 06, 2008 4:34 am Post subject: Değişerek dönüştürmek
Değişerek dönüştürmek
Yıllar önce Tolstoy'un, 'Dünyayı değiştirmek isteyenler nedense kendilerini değiştirmeyi düşünmüyorlar' sözlerini duyduğumda her nedense ilk aklıma gelen kimi siyasetçilerimiz ve yöneticilerimiz olmuştu. Bugün de not defterimde o söze rastladığımda yine onlar aklıma geldi. Çünkü o üzücü hatırlatmayı ve çağrışımı yapan koşullar h‰l‰ ortadan kaldırılmış değildir. 'Devlet Kürtlerin anadilini yasaklıyor; adeta faşist bir politika yürütüyor; mutlaka bu inkar-imha politikasını değiştirmelidir' vb. gibi söylemleri hemen hemen her siyasetçinin dilindedir ve her örgütün, kurum ve kuruluşun programındadır. Peki bu durum yanlış mıdır?
Elbette yanlış değildir, doğrudur, olması ve yapılması gerekendir. Yanlış veya sorun, bu sözleri ifade edenlerin pratiğindedir. Kendilerinin devletten istediklerini kendileri yapmıyorlar. Hiç de yasak olmadığı yerlerde çoğu kez kendi anadillerini değil de, sömürgeciliğin dilini tercih ediyorlar. Diyelim ki, bir toplantıda, bir sohbette veya aile ortamında on kişi, yirmi kişi, elli kişi Kürtçe biliyorlar, rahatlıkla kendi anadilleriyle kendilerini ifade edebiliyorlar ama koca kalabalık içinde sadece bir-iki kişi Kürtçe'yi fazla bilmiyor (aslında kimi zaman biliyor da, bilmemezlikten gelip kendini üst sınıftan, üst tabakadan göstermeye çalışıyorlar) hemen onların tümü kendi anadillerini bir kenara bırakıp, bir-iki kişinin hatırı için yabancı bir dille (Türkçe, Arapça, İngilizce vb) konuşuyorlar.
Bu tek kelimeyle, zulümdür. Demokratik de değildir; zira demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerinden birisi de azınlığın çoğunluğa uymasıdır. Bu pratik DTP işleyişi ve ortamı içinde de yaşanıyor, diğer kurum-kuruluşların ortamında da hakimdir. Zindanda da görülebiliyor. Tam anlaşılması için bir örnek vereyim: Birkaç yıl önce bulunduğum bir cezaevinde sayımız 74 kişiydi. Tek tek araştırılıp, tespit edildi. Sadece üç kişi Kürtçe'yi yeterince bilmiyordu. Sırf o üç kişi için neredeyse her şeyimiz; günlük sohbetler, yazımsal çalışmalar, Türkçe yapılıyordu. Neden böyle yapıldığı sorulduğunda da, filan ile falanın Kürtçe bilmediği söyleniyordu. Hiç kimse biz yetmiş kişiyiz; onlar üç kişi. Sözkonusu üç kişi, kendi anadillerini öğrensin demiyordu. Nitekim kendiliğinden üç kişiden ikisi Kürtçe'yi öğrendi. Ancak yabancı dilde konuşma eğilimi devam etti. Dahası Türkçe konuşmakta ısrar edenler, daha az eğitimli olanlardı.
Böyle olunca oligarşik sistem, söylenen lafları ve gösterilen tepkileri ciddiye almaz ve böyle devam ettikçe de ciddiye almayacaktır. Yapılması gereken şey ise, devletten istediğimiz şeyleri, yani değişim-dönüşümü kendimizden başlatmaktır. Yaşamımızın tümünde -siyasi, kültürel, sosyal, sanatsal- kendi anadilimizi kullanmak, onu her şart altında koruyup geliştirmektir. Bunu yaptığımızda devlet de değişecek ve adım atmak zorunda kalacaktır. Kaldı ki, isterse değişmesin. Zira biz böylesi bir duyarlılık gösterirsek, kendi kendimize yeteriz. Kendi kendimizi yönetiriz. Demokratik özerkliğin özü de budur. 'Artık yeter' hamlemizin ikinci aşamasının anlamı da budur. Yabancı dille yürütülen 'Kürt siyasetine' de 'Artık yeter' diyoruz. Artık yeter! Artık yeter! Artık yeter!
You can post new topics in this forum You can reply to topics in this forum You cannot edit your posts in this forum You cannot delete your posts in this forum You cannot vote in polls in this forum