Son 5 Başlık  1: Kewa Dawî (Son Keklik)..
  2: En Sevdiginiz Türk Sanatçısı..
  3: Helbestén Melayê Cizîrî..
  4: Kürtçe Ders..
  5: Değişerek dönüştürmek..
Son 5 Haber   1: Aile hekimliği başlıyor..
  2: Mesai saatleri değişiyor..
  3: Meteorolojiden yağış uyarısı..
  4: Başgardiyan Y.A Engin Çeberin ..
  5: Varto'da binlerce kişi yürüdü..
Son 5 Video  1: Azizan Koyu/karliova
 2: Xorte Kanirês E
 3: Karlıova,dengbej,bingöl,ahmet,
 4: Bingol Şewti/kanires Şewti
 5: Karlıova Catak Koyu
Son 5 Şiir  1: UY HAVAR..
  2: Bingöl'de Olmalı Şimdi..
  3: Ben barışım..
  4: HEKE KALKIN..
  5: Ben insandim..
Giriş yada Kayıt OlŞuan Bağlı
  Misafir:10
  Üye:0
  Toplam: 10
  Toplam Üye: 150
Forûma Kanîreş :: View topic - Kültür devriminin amansız mücadelesi
 Forum FAQForum FAQ   SearchSearch   UsergroupsUsergroups   ProfileProfile   Log in to check your private messagesLog in to check your private messages   Log inLog in 

Kültür devriminin amansız mücadelesi

 
Post new topic   Reply to topic    Forûma Kanîreş Forum Index -> Genel Kültür
View previous topic :: View next topic  
Author Message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:49 pm    Post subject: Kültür devriminin amansız mücadelesi Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 1

1990'larda Kürt halkının yaşadığı dirilişe bir kültür devrimi demek pek de yanlış değildir. Bunu Mezopotamya kültürünün yeniden dirilişi olarak adlandırmak da mümkün. Bu devrim süregelen mücadeleye dayanıyor
Mücadelemiz kültür devrimidir
Mezopotamya Kültür Merkezi'nin 1991 yılında İstanbul'da kurulmasıyla birlikte kurumsal bir yapıya kavuşan Kürt kültür-sanat hareketi, bugün Kürtlerin demokratik diriliş devrimi niteliğindeki otuz yıllık mücadele geleneğinden güç alarak, Diyarbakır'dan Siirt'e, Doğubeyazıt'a, Silvan'a, Cizre'den Van'a, Nusaybin'e, Urfa'dan Batman'a, Bismil'e ve Marmara'dan Ege'ye ve Akdeniz'e uzanan devasa bir kültür-sanat hareketine dönüşmüş bulunuyor. Kürt kültür ve sanatının özgürce kendisini ifade ederek, geliştirmesi için verilen kültürel mücadeleyi, elbette ki 30 yıldır süregelen devrimci mücadeleden bağımsız ele alamayız. Çünkü Kürtlerin otuz yıldır sürdürdüğü özgürlük mücadelesi aynı zamanda bir diriliş devrimi, bir kültür devrimidir. Binlerce kültürel değeri ve sanatsal eseri açığa çıkaran bu devrimci kültür hareketi, bugün Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi olarak çalışmalarını bir meclis şeklinde daha sağlam temellerde sürdürmeye çalışıyor. Kimi eksikliklerine, yetersizliklerine ve karşılaştığı baskı, tehdit, engeller ve yasaklara karşın, sanatın ve kültürün hemen tüm alanlarında ciddi yaratımlar ortaya çıkarmaya çalışan Kürt kültür hareketinin Bölge'deki neredeyse 30 yılı bulan mücadelesini ve serüvenini araştırdık. Hazırladığımız bu yazı dizisiyle, Bölge'deki kültür kurumlarının kendilerini hangi koşullarda nasıl var ettiklerini, halkla nasıl kaynaştıklarını ve onlarda nasıl bir sosyal-kültürel dönüşüme yol açtıklarını, amaçlarını, siz okurlarımızla paylaşmak istedik. Hazırladığımız bu yazı dizisinde, Diyarbakır, Van, Batman, Urfa, Siirt, Cizre, Nusaybin, Doğubeyazıt, Silvan ve Bismil'deki kültür merkezlerinin hangi koşullarda çalışmalarını sürdürdüklerini ele alacağız. Yazı dizimize, tüm bu kültür merkezlerinin çalışmalarını ortaklaşa sürdürdüğü Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi'nin Yürütme Kurulu üyeleri Tuncay Korkmaz, Abdullah Bozkoyun ve Abdurrahim Dağ ile yaptığımız söyleşi ile başlıyoruz.
Öncelikle 2003 yılında kültür-sanat çalışmalarını Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi oluşumu içinde yürütmeye başladınız. Oluşturulan kültür-sanat meclisinin hedefleri nelerdir?
Tuncay Korkmaz: Devlet ve iktidarı reddeden, öz örgütlülüğe, iradeye dayanan, söz sahibi olan halkın; komün, meclis vb. tarzda örgütlemesinin gereği olarak, kültür-sanat alanında da meclis örgütlenmesine gidildi. Meclis seçilmişlerin ve bir iradenin temsilidir. Özü itibariyle toplum ve birey olgusunu en iyi ifade eden örgütlenme biçimi Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi olmaktadır. Meclis, bu anlamıyla da bir temsiliyetin ve paylaşımın ifadesidir. Onlarca kurumumuz ve yüzlerce çalışanımız var. Bütün bunların koordinesi, üretimlerini paylaşması, sorunlarının tespiti ve çözüm arayışları bir potada buluşmak zorundaydı. Meclisimizde kültür-sanat kurumlarımızın seçim sonucu belirlediği temsilciler, yine konferansta seçilen sanat danışma kurulumuz, Yurtsever Demokratik Gençlik Kültür Komitesi temsilcileri, yerel yönetimlerin kültür departmanlarının yürütücüleri yer almaktadır. Demokratik sürecin gereği meclis, çalışma alanımızın karar merciidir. 2003'ten bu yana alınan karar dahilinde oluşturulan meclis sistemi, bugünkü çalışmalarımızın planlanması açısından oldukça önemli bir sistemdir.
Özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürüten Kürt halkının köklü bir kültüre sahip olduğu göz önünde bulundurulursa, kültür-sanat hareketi bu mücadelenin neresinde duruyor? Mücadele ile bağını nasıl kuruyor ya da kurabiliyor mu?
Abdullah Bozkoyun: Demokratik diriliş devrimi niteliğindeki otuz yıllık bir mücadele gerçekliği var. Bu mücadele mirası binlerce sanatsal eseri açığa çıkmıştır. 90'lardaki diriliş devrimi aslında bir kültür devrimiydi. Bunu on bin yıllık Mezopotamya kültürünün yeniden dirilişi olarak adlandırmak en doğrusudur. Kendi kimliğiyle buluşan halk ve birey açığa çıkarıldı. Bu en fazla da kendisini kültür-sanat alanında gösterdi. Ama yine de bir dönem kültür-sanat çizgimize uymayan, bunu yozlaştıran, alternatif olma bilincinden uzaklaştıran ve sistem içileşme olarak tanımlayabilecemiz bir süreç, bilerek ya da bilmeyerek yaşandı. H�l� yer yer eksiklikler olsa da ideolojik doğrultuda netleşme ve sistem içine çekme anlayışlarını mahkum etme noktasında ciddi bir çabanın olduğunu özellikle vurgulamak gerekir. Bu temelde son bir yıllık kültür-sanat konferansı sürecinden bugüne kadar, birçok sanatsal ürün ve çalışmalar sanatçı arkadaşlarımız tarafından açığa çıkarılmıştır. Kurum ve sanatçılarımız bu ideoloji ve felsefe ekseninde çalışmalarını yürütmektedir. Şu açıktır ki, ideolojik doğrultuda muğl�klaşma yaşandığında ortaya çıkan ürünler bize ait olamayacaktır. Yine kültür-sanat hareketi olarak salt Kürt kültür ve sanat çalışmalarını yürütmekle sınırlı kalmıyoruz. Aynı zamanda özelde Kürt aydınlanmasını, genelde Ortadoğu aydınlanmasını geliştirebilecek bütün kültür-sanat çalışmalarına destek sunmakla birlikte, tüm sanat çevreleri ile kurum ve kuruluşlarla ortaklaşmayı da esas almaktayız.
Pratikte üretilen kültür-sanat çalışmaları, yürütülen özgürlük mücadelesinin bir karşılığını oluşturabiliyor mu?
Abdullah Bozkoyun: Tam anlamıyla olmasa da bir karşılığını oluşturabiliyor. Bu halkın özgürlük yürüyüşü öylesine muazzam değerler açığa çıkardı ki, ne yaparsanız yapın yeterli gelmiyor. Sadece 14 Temmuz direnişini bile ele alırsak büyük bir kahramanlık ve destandır. Bu direnişler dünyanın herhangi ezilen bir toplumunda olsa, sanırız bütün dünyaya anlatılırdı. İşte analarımızın örneği var; çocuklarını kaybediyor, evinden, yurdundan göç ettiriliyorlar, ama eylem ve etkinliklerde en öndedirler. Biz mücadelenin açığa çıkardığı destan ve değerleri anlatmakla yükümlüyümüz. Ama yine de kimi yetersizliklerimizin olduğunu düşünüyorum. Popüler bir takım hastalıklar ve egolar (ki sanatçı egodan uzak olandır) h�kim olabiliyor. 'Ben' gerçeği iradeleşme ve güçlenmek için esas alınır. Ama 'ben'i kişisel tatminler ve narsist özelliklerin gelişimiyle donatırsanız toplumdan kopan, sadece kendini düşünen tiplere dönüşürsünüz. O zaman topluma zarar veren bir pozisyonda bile olursunuz. Bizde de haliyle popülariteyi ve onun hastalıklarını yer yer yaşayanlar olabiliyor. Ancak bir çalışma esasımız ve dayandığımız felsefe var. Bu felsefe de toplumsallıkla var olan birey, bireyle güçlenen toplumsallıktır. Bu bağlamda halkımızın hassasiyetleri, direnişi, dili, kültürü ve kimlik kavgasına yakışır bir duruş sergilemek herkesten önce sanatçının görevidir.
17 yıllık bir geçmişe sahip MKM'nin bugüne kadar çalışmalarını amatörce sürdürdüğü ve bundan hala kurtulamadığı şeklindeki eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunun kurumsal sonuçları ve Kürt sanatçıların eksiklikleri size göre nelerdir?
Abdullah Bozkoyun: Amatörlük ve profesyonellik gibi kavramlar kapitalist sistemin kavramlarıdır. Bugün profesyonel olarak tanımlan birçok sanat üretimi özünde neye hizmet etmektedir, sorgulamak lazım. Neye göre profesyonellik? Kime göre amatörlük? Sanat amatör ruhun üretimidir. Bir ressam heyecan duymadan tuvale yanaşamaz. Bunun için ruhunda bir canlılığın ve amatörlüğün olması gerekir. Sözü edilen nedir? Çok muazzam gösterişli üretimler ise bunları yapmak gibi bir derimiz yok. Şarkısını yaptığımız mücadelenin kendisi devasadır. Önemli olan yaptığımız şarkıda bu duyguyu ve muazzamlığı verebilmektir. Biz ulusal bir halk dansları ya da ulusal bir koroyu oluşturmak istiyoruz, ancak bu tür büyük buluşmalar için imkanlarımız sınırlıdır. Halkımızın dışında hiçbir desteğimiz olmadığı gibi kendi kaynaklarımız ve üretimlerimiz üzerinden güçlenmeye çalışıyoruz. Bir sanat akademisi kurmak istiyoruz, ancak yıllardır bu konuda çabamız olmasına rağmen ilerleyemiyoruz. Tam da bu noktada yerel yöneticilerimizin üzerine görev düşüyor ve sizin vesilenizle çağrıda bulunuyoruz: Devasa mekanlar yapıp boş tutacağınıza 17 yıllık birikimi gözönünde bulundurarak, içinin ve sorumluluğunun bizde olacağı bir akademi kuralım. Diğer bir husus da Kürt sanatçısı kendini geliştirmeli ve sürekli yenilemelidir. Günceli takip etmeli ve cevap olabilmelidir.
17 yıllık bir birikimi olan kültür-sanat çalışmalarına karşılık hala Kürt sanatçılarının ve kültür insanlarının etkinliklerini ortaya koyabilecekleri bir sahneleri, salonları yok. Sanata ve kültüre bu kadar önem verilirken, bunun fiziki altyapısının oluşturulmamış olmasını nasıl yorumlamak gerekiyor?
Abdullah Bozkoyun: Bu büyük bir trajedidir bence. 17 yıllık birikim, yüzyıllara dayanan bir geçmişin ve 30 yıllık bir sürecin içindedir. Biz bir kültür hareketiyiz. Kültürel taleplerimiz siyasal taleplerimizin özünü oluşturuyor. Son yıllarda belediyelerin bazı avantajları oldu. Birçok belediye özellikle kültür-sanat çalışmalarına önem verdi ve çeşitli mekanlar açtı. Viranşehir'deki kültür kompleksi, Batman'daki sinema salonu, Diyarbakır'daki kültür çalışmaları ve temeli atılan kültür kongre sarayı, anfi tiyatrolar, Nusaybin'de yeni açılan kültür sarayı, örnekleri çoğaltabiliriz. Yine birçok belediye kültürel çalışmalara ağırlık verdi. Ancak bürokratik alanlardan bağımsız kültür-sanat çalışmalarının bir özerkliği olmalıdır. Bu konuda h�l� ciddi sıkıntılar yaşamaktayız. Hatta günümüzde ciddi bir yanılgı olarak ortaya çıkan bir anlayış da, kültür-sanat faaliyetlerini şatafatlı salonlarla ve sahnelerle sınırlı kalması ve buna mahkummuş gibi yaklaşımdır. Nerdeyse, 'salon yoksa sanat da olmaz, tiyatro olmaz' denilmektedir. Biz bunlar da gereklidir, fakat esas değildir diyoruz. Halkımızın bulunduğu her yer sahnedir, mekandır.
Kültür kurumlarında çalışmalar yürüten insanların bir sürekliliği yok. Gelenler, giderler oluyor. Gidenlerin öne sürdükleri şartlar oluyor, kurumun beklentileri oluyor. Ve son yıllarda gönlü burada, kendisi burada olmayan bir 'küskün' sanatçılar grubu oluştu. Kurumsal sürekliliği sağlamak için neler yapmayı düşünüyorsunuz, burada olmayanlara bir çağrınız olacak mı?
Abdurrahim Dağ: Öncelikle şunu önemle vurgulamak gerekiyor. 'Gönlü burada kendisi başka yerde' ifadesini doğru bulmuyoruz. Gönlü burada olanın kendisi de burada olur. Bir yazarın dediği gibi 'yüreğinin götürdüğü yere git.' Sanatçı duygularında samimi olan insandır. Yüreğinin kirlenmesine asla izin vermez. Sanatçı, yüreğinin götürdüğü yere gitmekte ısrarlı olduğu için diri diri yakılmayı, derisinin yüzülmesini, çarmıha gerilmeyi göze alandır. İmha ve inkarlarla karşı karşıya olduğumuz bu süreçte yaşanan sıkıntı ve problemlerin düzeyi ne olursa olsun, 'küskünüm' gibi bir yaklaşımla mücadeleden uzak durmak objektif olarak egemen güçlerin politikalarına hizmet etmektir. Bu halkın tarihi ve direniş kültürünü esas alan, bunun sanatını gerçekleştirmeye çalışanlarla birlikte olmak isteriz. Bu halkın, insanlığın değerlerine, mücadelesine saygılı olması, taşıdığı sorumluluğun bilincinde olunması gerekmektedir. Böyle olan her sanatçıya kapımız sonuna kadar açıktır. Yine bu halkın özgürlük mücadelesini bilmesine rağmen zerre kadar katılmayan, hatta bu halkın kültürünü pazarlayan kişilerin aramızda yeri yoktur. Rojin, Burhan Beken gibi sanatçıların bu halkın değeri ve kazanımı olan televizyonlarında dönen kliplerle, etkinliklerle tanındığı bir geçektir. Ancak, gidip bu halkı ve iradesini tanımayan AKP iktidarının, hem de Kulp gibi bir yerde verdiği konserde para karşılığı sahneye çıkmalarını da içimize sindiremeyiz. Onlara dönük çağrımız nettir. İllaki kurumda olmalarına gerek yok, tutarlı olmaları yeterlidir. Böyle olursa da sürekli güç veririz. Daha önce çeşitli dönemlerde çeşitli problemler yaşayan kültür-sanat çalışanlarının konferans çizgimiz temelinde yeniden çalışmalara katılma çağrısını bu röportaj vesilesiyle bir kez daha yapıyoruz.
Kültür kurumlarınızdan ayrılmış bazı sanatçıların çalışmalarına ambargolar koyduğunuz şeklinde eleştiriler yapılıyor. Öncelikle böyle bir durum var mı? Yoksa sizin için bağımsız olarak çalışmalarını yürüten insanların ürettikleri sanatın, kültürel ve sanatsal değerlerine göre bir tavır mı belirliyorsunuz?
Abdurrahim Dağ: Bizim değerlerimizi, bireysel menfaate dönüştürüp rant sağlamaya çalışanlara karşı tavrımız nettir. Bunlarla kuşkusuz hiçbir biçimde çalışamayız. Kimse imkan ve olanaklarımızdan yararlanmayı da beklemesin. Bu tavrımız sürekli olacaktır. Bu halkın sırtından tanınıp büyüyenler bu halka layık ve saygılı olmak zorundadır. Bu halka ve onun taleplerine bomba yağdıranlarla birlikte olamaz, duruşu ve yaklaşımıyla değirmenlerine su taşıyamaz. Bu pozisyonda olan insanların değil imkanlarımızdan yararlanmasını onlarla aynı havayı tennefüs etmeyi bile istemeyiz. Bu yaşam esasımızdır. Bütün sanatçılara çağrımız, bireysel üretimleriniz olabilir, bizimle aynı fikirde bile olamayabilirsiniz, ancak bu halka karşı yükümlülüklerinizi bilin ve saygı gösterin diyebiliriz.
Bölge'nin bir çok yerinde düzenlenen kültür sanat festivalleri, ve çeşitli kültür sanat etkinlikleri size göre doyurucu etkinlikleri mi? Bu etkinliklerin daha yaratıcı ve katılımcı olması için neler düşünüyorsunuz?
Tuncay Korkmaz: Kazım Koyuncu, Kızıltepe festivalinden sonra bir röportajında 'Bu Bölge ve halk bir aydınlanmayı yaşıyor' diyordu. Bu bağlamda son 8 yıldır yapılan festivallerin topluma kazandırdıkları oldukça fazladır. Festivaller kültür ve sanata ilgiyi arttırmış ve her sanat performansı kendi izleyicisini oluşturmaya başlamıştır. Yine son yıllarda daha da olgunlaşan ve dili ile rengi ile Kürdün kültürünü işleyen festivallerin önemi oldukça fazladır. Fakat birkaç festivalin dışında birçok yerde yapılan festivaller amaç ve içerikte boşluk yaşamıştır. Neredeyse sadece bir propaganda ve popülarite olarak düşünülmüştür. Bir festival sadece bir sanatçının gölgesinde kalıyorsa, orada yanlış bir şeyler yapılıyor demektir. Bu bağlamda Amed festivali oldukça düzeyli bir noktaya varmıştır diyebiliriz. Yine halen birçok festival sadece müziğin gölgesinde kalmaktadır. Tiyatro, sinema, dans, resim, panel, atölyeler vb. alanlarda yetersizlikler yaşanmakta. Festivaller konusunda çokça tartışmaya neden olan bir durumu da bu vesileyle açmak isteriz: Klasik bir spekülasyon yayılmaya başladı ve son yıllarda çok tartışılır oldu. 'Efendim festivallere trilyonlar harcanıyor bu paralarla birçok hizmet yapılır.' Bu tür yaklaşımlara biz kültürsüzlük diyoruz. Kültürsüz olanın kültür politikası da olmaz. Kaldı ki festivallere harcanan maliyetleri gidip soruyor ve öğreniyoruz. Sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bir gezici tiyatro otobüsünün bütçesi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu'nun yıllık bütçesi kadardır. Objektif olmak ve kültür-sanat çalışmalarına destek sunmak gerekir. Kıt imkanlarla belediyelerimizin kültür-sanat çalışmalarını biliyor ve destekliyoruz. Ancak Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi'yle paylaşım ve ortaklaşmalarını arttırmalarını isteriz.
Üretilen eserlerde pek de sanatsal, estetiksel kavgıların önplanda olmadığını düşünüyorum. Bu eksiklikleri gidermek için neler yapmayı planlıyor?
Tuncay Korkmaz: Ezilen toplumların sanatsal üretimlerinde özgünlükler vardır ve sanatsal kaygılar bazen yeterince güçlü olmayabilir. Ancak estetiksel kaygı devrimci bir sanatçının da önceliğidir. Bir sinemacımız dünya sinemasını elbette yakın izlemeli ve tanımalıdır. En büyük estetiksel değerler ve derinlikler özgürlük hareketinin içinde mevcuttur. Bu gerçeklik diğer bütün birimlerimiz için de geçerlidir. Bu sorunuz biz de bazen yanlış bir tartışmanın ve talebin kendisine dönüşebilmektedir. Örneğin sanatsal tartışmalar yapalım, sanat kaygımız yetersiz söylemi üzerinden bazen sanat ideolojiden ayrıdır, sanat bireyseldir ve örgütlülüğe gelmez, sanatçı paralı olmalıdır gibi post-modern yaklaşım ve anlayışlara da kaymaktadır. Biz post-modern sanat anlayışını eleştirirken, Gabriel Garsia'yı okumayın demiyoruz. Onun temsil ettiği bencil, ruhsuz, kaotik, gayri ahlaki üretim süreçlerinden uzak olun diyoruz. Bunlar hassas tartışmalara vesile olabiliyor. Sonuç olarak sanatçılarımız kendi alanlarında sürekli bir araştırma ve çalışma içerisindedirler. Sanat atölyeleri açmak gibi bir hedefimiz var. Yine düşünsel zemini olarak da yakın süreçte çıkaracağımız bir kültür-sanat dergimiz olacak. Ancak birtakım çalışmaların yanında en önemlisi sanatçıların kendilerinin bu konuda daha hassas olmaları, bu vesileyle sorunuzun içerisindeki eleştiriden kendilerine pay çıkarmaları da gerekmektedir. Yarın: Kültür ve sanat siyasetin arka bahçesi mi?
Kürt halkı tavrını net olarak söylemiştir
Kürt halkının Abdullah Öcalan'a 'Sayın Öcalan demek suçsa, bu suçu işliyor ve kendimi ihbar ediyorum' tarzındaki sahiplenişi Sayın Öcalan'ın yaptıklarıyla ve bulunduğu konum itibariyle Kürt toplumsal gerçekliğindeki rolünü gösteriyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ı mensup olduğu halkından uzaklaştırmak, tecritle, izolasyonla halkıyla kurduğu sarsılmaz bağları zayıflatmak mümkün değildir. İmralı sistemi halkıyla kurduğu bağı koparmaya dönük oluşturulan uluslararası çapta bir işkence sistemidir. Kürt halkı daha önce 'Sayın Öcalan'ı siyasal iradem olarak kabul ediyorum' biçiminde tavrını çok net bir şekilde ortaya koydu, milyonlarca imza toplandı. Bilindiği gibi Sayın Öcalan denildiği için birçok siyasetçi, aydın, yazar, sanatçı mahkemelerde yargılanarak cezalandırıldı. Oysa ki hiçbir hukuki temeli yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama görülmemiştir. Bu tür uygulamalar insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına almaktır. Bunun için Sayın Öcalan diyerek kendini ihbar etmek de insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alınamayacağının demokratik tepkisidir. Bu bağlamda biz MKM'ler olarak da halkın bu tavrını demokrasi, özgürlük ve demokratik çözüm için oldukça anlamlı görüyoruz. Bu konudaki hassasiyeti paylaşıyoruz ve bulunduğumuz her alanda buna katılımı esas alıyoruz. Sadece Kürtlerin değil insanım diyen, insan hak ve özgürlüklerine saygılı olan herkesin bu demokratik yaklaşıma katılması gerektiğini düşünüyoruz.

Hazırlayan: Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:51 pm    Post subject: Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 2

Kültür ve sanatın politika ile ilişkisi her dönemde sanatçılar arasında tartışılan bir durum. Mezopotamya Kültür Hareketi ise 'sanat, politikanın arka bahçesidir' yaklaşımını post-modern bir yaklaşım olarak değerlendiriyor

MKM'ler alternatif kültür kalesidir

Kürt kültür ve sanatını geliştirmek ve mevcut durumundan daha ileri bir noktaya taşımak için 2003 yılında kültür konferansı gerçekleştirildi. Konferansın ardından kültür ve sanatın tüm alanlarında çalışmalar yürüten temsilcilerin katılımıyla Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi Meclisi oluşturuldu. Oluşturular Kültür Sanat Meclisi'nin hedeflerini, çalışmalarını ve kültür-sanat alanının sorunlarını Meclis Yürütme Kurulu üyeleri Tuncay Korkmaz, Abdullah Bozkoyun ve Abdulrahim Dağ ile yaptığımız söyleşimizin bugünkü bölümünde ele aldık. Yarından itibaren ise yazı dizimizde Bölge'de binbir güçlükle çalışmalar yürüten kültür merkezlerinin sanat ve kültür alanındaki faaliyetlerine yer vereceğiz.

Kültür-sanat çalışmalarının siyasetin-politikanın arka bahçesi olarak görüldüğü yönünde eleştiriler yapılıyor. Bu eleştirilere katılıyor musunuz?

Tuncay Korkmaz: Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; kültür-sanat çalışmalarının siyasetin-politikanın arka bahçesi tanımlanması doğru bir yaklaşım değildir. Şimdi özgürlük mücadelesinin kendisi bir sanat hareketidir. Mücadelesi binlerce sanatsal eser ve kültürel birikim yaratmıştır. Bunun etkileri her alanda görülmektedir. Biz temelde Kürt halkının sanatını yapıyoruz. Dolayısıyla sanatçının bir dünyaya bakış açısı, ideolojisi, felsefesi vardır. Sanatını, kültürel üretimini buna dayanarak yapıyor. Türk Dil Kurumu'na göre siyaset: 'Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayıştır.' Bizim siyasetimiz devletle değil halkladır. Aksine devletçi oluşum ve uygulamaların karşısındayız. Bizim siyasetimiz topluma ve onun özgürleşmesine dayanır. Siyasetçilerimizin de, bizim de bulunduğumuz bahçe aynıdır. Kimse kimsenin arka, ön ya da yan bahçesi değildir. Bulunduğumuz bahçede beslendiğimiz felsefe birdir, savunduklarımız birdir. Kürt halkının siyaseti özünde kültür kavgasıdır. Kütürel bir mücadeledir. Bu yüzden siyaset ve kültür, ideoloji ve kültür ayrımı yapmak bizce büyük br yanılgıdır. Bu bağamda bir ayrıştırmadan ziyade birbirini kendi özgünlük ve tarzıyla besleyen yaklaşım esas olandır. Biz sanat alanıyız. Sahneleri kürsülere dönüştürmek de bizim işimizdir. Toplumsal sorumluluklarımız gereği, tüm alanlarda örgütlenmeli ve eylemselliklere de katılmalıyız. Aslolan sanatımız ve üretimimizle siyasal gerçeğimizi-taleplerimizi nasıl birleştirebildiğimizdir. Toplumlar tarihine baktığımızda iki geleneğin sürekli mücadele içerisinde olduğunu görmekteyiz. Birincisi; halk, özgürlük eğilimi ki, buna peygambersel çıkışlar, halkların, toplumların özgürlük mücadelesi, sanatçı, aydın, filozof, derviş vb. gelenek. İkincisi ise; hiyerarşi, devlet ve iktidara dayanan egemenlerin geleneğidir. Kuşkusuz biz birincisini esas alıyor ve bu mirasa dayanarak mücadelemizi yürütüyoruz. Bu mücadelenin birçok boyutu vardır. Ekonomik, diplomatik, siyasi, askeri vb. Ancak, bunun temelinde yatanın kültürel bir mücadele gerçeği olduğu yadsınamaz. Biri demokratik komünal kültür-sanat yaşamını esas alıyor, diğeri ise bireyci, bencil, hileye ve zorbalığa dayanan, emeği sömüren, gasp eden bir kültürü esas alıyor. Günümüzde sürdürülen mücadelelerin en şiddetlisi kültürel mücadeledir. Örneğin, ABD ordu ve siyasetiyle fethedemediği Ortadoğu'yu post-modern kültürüyle, kültürel asimilasyonla fethetmek istiyor. ABD'nin bu saldırılarına karşı ayakta duran ve bunu kabul etmeyen, bölgeye yerleşmesini engelleyen ne Saddam gibi diktatörler, ne statükocu devletler, ne de El Kaide gibi gerici güçlerdir. Bunu engelleyen ve bu saldırılara karşı direnen Ortadoğu'nun binlerce yıllık kültürel değerleridir. Yine buna çarpıcı bir örnek olarak Büyük İskender'in Persepolis'i ele geçirdikten sonra, Ortadoğu kültürü ile karşılaşmasının kendisinde yarattığı değişimler ve Helenistlik kültürüdür. Dolayısıyla yaşamı belirleyen ve yaşam üzerinde etkili olan salt ordu-siyaset değildir. Bütünlük içerisinde ele almak gerekiyor. Mücadele gerçekliğimizde bunun örnekleri çoktur. Örneğin şehit Mizgin, Delila, Halil Uysal arkadaşlar, birer sanatçı olarak sanatçının toplumun vicdanı olduğu gerçeğini yaşamlarıyla, mücadelesiyle en iyi şekilde temsil etmişlerdir. Dolayısıyla kültür-sanat çalışmalarının siyasetin-politikanın arka bahçesi midir tarzındaki bir yaklaşım post-modern bir yaklaşımdır. Birbirinden keskin bir şekilde ayırmak modern bilimciliğin dogmatik ve saptırıcı yaklaşımıdır. 'Siyasetçi ayrı, sanatçı ayrıdır, sanatçı siyasetle uğraşmaz, sadece sanat yapar' biçimindeki toplumsallıktan uzaklaşmış düşünce yapısı kaynağını bu saptırıcı anlayıştan almaktadır. Bir tiyatrocu, bir şair, bir ozan, bir resam, bir dansçı inançları ve idealleri için yaşar. Buna dönük saldırılar karşısında, halkın yanında yer almakla birlikte aynı zamanda halkın taleplerini ilk dile getirenler, ilk sahiplenenler olmak durumundalar.

2003 yılında kültür-sanat alanında mevcut sorunları aşmak ve organizasyonu sağlamak için bir kültür konferansı gerçekleştirildi. Ve ardından kültürün-sanatın tüm alanlarından temsilcilerin içinde yer aldığı Kültür Sanat Meclisi oluşturuldu. Bu meclisin hedefleri nedir?

Abdulrahim Dağ: Kültür Sanat Meclisi'nin hedefi, öncelikli olarak Kürt kültür ve sanatı üzerinde çalışma yürüten kurumların koordinasyonu ve birbirini beslemesini esas almakta ve ortak projelerin gelişimini hedeflemektedir. Demokratik komünal kültürün hakim kılınması Mezopotamya'nın kültürü üzerinden şekilleniş ve buna göre bir kültür-sanat çalışmasının kolektifliğini sağlamayı hedeflemektedir. Bunun yanısıra kültür akademisi, ulusal kültür-sanat projelerinin hayata geçmesi için çabalayan, sonuçlanması için girişimlerde bulunan, dillendiren ve yoğunlaşan bir bileşenin ifadesidir. Kültür Sanat Meclisi, Kürt Rönesansı ve Ortadoğu aydınlanmasına hizmet etmeyi temel amaç edinir; bu amaçla özelde Kürt aydınlanmasını, genelde Ortadoğu aydınlanmasını geliştirebilecek bütün kültür-sanat çalışmalarına destek sunar. Çalışma yürüten tüm sanat çevreleri ile ve kurum-kuruluşlarla ortaklaşmayı esas alır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin felsefesini ve politikasını halkımıza ve tüm halklara taşıyarak, devletçi ve iktidarcı anlayışa karşı alternatif bir sistem olarak Demokratik-Ekolojik ve Cinsiyet Özgürlükçü Toplumun'un oluşması için ideolojik mücadele ile kültür-sanat çizgisini esas alır.

Kürt sanatçısı olmak için illa ki bir kurumun çatısı altında olmak mı gerekiyor? Eğer gerekmiyorsa, sanatsal çalışmalarını bağımsız, ama doğru bir şekilde sürdüren sanatçılar, kültür merkezlerinizin olanak ve imkanlarından nasıl yararlanabilirler? Ya da yararlanabilirler mi?

Abdulrahim Dağ: Aslında Kürt sanatçısı kendi kurumunda yer almalıdır. Halkın büyük bir direnişle yarattığı kurumlarında halkının yanında olmalıdır ve bu sadece Kürt sanatçısı için değil, farklı etnik yapıya mensup olan diğer sanatçılar için de geçerlidir. Sanatçı zalimin karşısında ve ezilenlerle birlikte omuz omuza mücadele etmelidir. Ancak Kürt sanatçısı örgütlü olmak zorundadır. Yoksa inkarcı sisteme karşı ayakta durması imkansızdır. Dolayısıyla bu alanda örgütlülüğümüzü sağlayan Mezopotamya Kültür Merkezleri'dir. Mezopotamya Kültür Merkezleri sisteme alternatif kültür yaratma mücadelesinin direniş kaleleridir. Halkımızın beklentisi ve istemi sanatçısının her koşulda yanında olmasıdır. Kürt sanatçısının da bu duyarlılığı göstermesi gerekiyor. Beslendiği kaynağa mesafeli durmak en başta sanatçının ret etmesi gereken bir gerçekliktir. Çünkü kurum bünyesinde bulunan sanatçılar bu halkın kültür devrimcileridirler. Aynı zamanda kendilerine belirli yaşam kriterleri koymuş insanlardır. Örgütlülük esası üzerinden sanatını geliştirmek isteyenlerdir. Ancak kurum dışında bulunanlar biraz daha rahatlığı esas alan, kendini öncelleyen insanlardır. Herkes katılımı ve emeği kadar vardır. Sanatçı duyarlılığı ve sorumluluğunu yerine getirdiği kadar imkanlarımızı sunarız. Biz imkansızlıklar içinde yıllardır çalışmalarını yürüten kurum sanatçılarımızın yanında bu kurumu sadece basamak yapmak için esas alan ve imkanlarımızdan yararlanmak isteyenlere karşı da netiz. Kapılarımızı kapatırız. Bugün Mezopotamya Demokratik Kültür Hareketi olarak kurum dışında Kürt ve Türk birçok tanınmış dost sanatçıyla diyalog içindeyiz. Birlikte projeler yürütüyoruz. Toplumsal ortak duyarlılık ve reflekslerimiz gelişiyor. Dışımızda yer alan dost çevrelerle ilişkilerimiz yıllardır vardır. Bu halka, özgürlük değerlerimize, mücadelemize saygılı olduğu müddetçe bundan sonra da var olacaktır. Bu konudaki ölçülerimiz de nettir.



Çalışmalarınızı engellemeye dönük herhangi bir baskı var mı? Eğer varsa bu çalışmalarınıza nasıl yansıyor?

Abdullah Bozkoyun: Bu halkın kültür ve sanat çalışmalarını yürüten kurum ve sanatçılar olmadık uygulamalara tabi tutulmaktadırlar. Son bir yıldır onlarca arkadaşımız yargılandı ve ceza aldı. Örneğin en demokratik ve insani hak olan kişinin kendi bedeni ile bir irade beyanına bile tahammül gösterilmemiştir. Sanatçılarımızın özgür iradeleriyle savaşa ve baskılara karşı başlattığı açlık grevlerine dava açıldı. Batman ve Kızıltepe'de bulunan kurumlarımızdaki tüm çalışanlar yargılandı ve toplu yargılamalar sonu ceza aldılar. Cizre, Siirt, Mersin'de davalar açıldı ve cezalar yağdırıldı. İstanbul'daki kurumumuzun her yıl bastığı takvimde kurum logomuz bile yasaklama gerekçesi sayıldı. Konser yaptığımız salonlar tehdit edilerek sözleşme yapılmasına rağmen iptal ettirilerek vazgeçirtildi. Birçok ürünümüz yasaklandı. Bazen diline, bazen içeriğine bahaneler uyduruldu. Bir de bunların yanında bilinçli yönlendirmelerle her dönem mücadele çizgimize saldırmaya kilitlenmiş kimi sitelerde arkadaşlarımızın isimleri verilerek hedef gösterilmeye çalışılıyor. Tüm bu anti-demokratik uygulamaların sebebi nedir? Tabii ki bireysel menfaatini esas almayan, halkının direniş kültürünü işleyen ve sistem içi yaklaşımlara karşı bir duruş sergilendiğindendir. Saldırı ve yönelimlerin boyutları boyutsuzluklara varmıştır. Biz sanatçının halka karşı yükümlülüklerini ve gerektiğinde öncülüğünü vurguluyoruz. Bütün gerileten duruş ve yaklaşımlara karşı bir tavır geliştiriyoruz. Kendi içimizde sürekli bir iç muhasebe yaparak yaşam ölçülerini diri tututyoruz. Bu bağlamda da aslında yapılan yönelimleri de anlıyor ve amacını biliyoruz. Zira bilince çıkardığımız yönelimlerin karşısında bir geri duruşu da asla benimsemiyoruz. Bu gerçekliğin tüm duyarlı sanatçılar tarafından görülmesi ve tavır geliştirilmesi gerekir.

Son bir soru olarak şunu sormak istiyorum: Kürt halkının kültürü dışında farklı kültürlere dönük bir çalışmanız var mı? Bu konuya bakış açınız nedir?

Tuncay Korkmaz: Kürt halkının kültürü ve beslendiği tarih özünde çokkültürlülüğü ve evrensel değerleri esas alır. Mezopotamya engin tarihinde birçok halka ve uygarlığa beşiklik etmiştir. Bu toprakların en yerleşik halkı olan Kürtler bütün bu süreçlerin tanıklığını yapmış ve bu durumu kendi sosyalitesine de yansımıştır. Kürt özünde kapsayıcıdır. Tahammül ölçüleri geniş, insani değerlere bağlı ve paylaşımı yaşamının merkezine koyan bir halktır. Kapitalist sistemin insani olan değerleri geriye iten, soğuk ve ekonomiye dayalı bencil yaşam ölçülerine bu halk h�l� direnmektedir. En basit örneğiyle bugün Bölge'nin herhangi bir ilinde, herhangi bir köye hiçbir ailevi ve dostane bağınız olmadan gittiğinizde bile insanlar kapılarını size açar ve ekmeğini paylaşırlar. Günümüzde de bu yaşam ölçülerinde bir gerileme yoktur. Özünde paylaşım devam etmektedir. Kaldı ki kuru bir ekmeği olsa da bu gerçeklik değişmeyecektir. Bu zemin üzerinden son 30 yıllık siyasal sürecin getirdiği ve eklediği bilinci de eklersek elbetteki kendi dışımızdakilere karşı yaklaşımımız daha kapsayıcı ve bütünleyicidir. Kürt halkı ilkel milliyetçi bir halk değildir. Dayandığı tarih de, yaşadığı siyasal gerçeklik de bunu reddetmektedir. Kürt halkı özünde çokkültürlülüğü ve farklı halklarla kucaklaşmayı esas almakta ve bunu istemektedir. Kürt halkı farklı halkların rengi ve diliyle güçlü bir birlikteliğin sağlanabileceğine inanmaktadır. Her halkın kültürel kimliğine saygılı olmak şartıyla karşılıklı paylaşılmak ve güç verilecek birçok değerin olduğuna inanır. Buna hem yakın tarih, hem de bin yıllar tanıklık etmiştir. Biz bu kültür üzerinden çalışma yürüten kurumlar olarak elbette bir yükümlülük ve sorumluluğumuzun olduğunun bilincindeyiz. Bu temelde öncelikle kendi bölgemizde yaşayan farklı halkların tarihi ve kültürüyle yakinen ilgiliyiz. Zira onların tarihi bizim de tarihimizin ifadesi olabiliyor. Bunun dışında farklı bölgelerde yaşayan halkların yürüttüğü kültürel çalışmalara bazen destek istendiğinde, bazen de direk kendimiz öneride bulunarak elimizden geldiğince ortak olmaya ya da güç vermeye çalışıyoruz. Örneğin Laz halkının kültürel kimliği, tarihi, coğrafyası ve doğası bizim dışımızda değildir. Onları tanıdıkça, onlarla benzerliğimizi görüyoruz. Aslında Lazlar büyük bir halk. Tarihleri, devletleri ve dilleriyle kendi başına bir topluluk. Bugün ne ilginçtir ki Türk milliyetçiliği ile özdeş görülmektedirler ya da öyle lanse edilmektedirler. Ciddi asimilasyonlara ve dejenerasyonlara tabi tutuldular. Bugün çok az da olsa h�l� kendi geçmişine ve değerlerine sahip çıkan Laz aydın ve sanatçılarla sürekli görüşüyor, ortak projeler geliştiriyoruz. Yine Anadolu'nun kentlerinde yaşayan halkların Ankara'dan Nevşehir'e birçok özgün kültürel çalışmalarına destek sunmaya, katılım sergilemeye çalışıyoruz. Tabii imkan ve olanaklarımız sınırlıdır. Hiçbir kaynağımız ya da desteğimiz yok. Kendi üretimlerimiz üzerinden gerçekleşen bir kurumsallaşma sürecimiz var. Bunun handikaplarını birçok kez yaşayabiliyoruz. Ancak bu bizim moralimizi bozmadığı gibi aksine heyecan da vermektedir. Halkların etnik kimliği üzerinden karşıtlıklar yaratmak değil, tam tersine halkların kültürel, kimliksel değerlerine saygı gösterilerek, dokularıyla oynamadan, asimilasyona karşı durarak ve kimliksel iradelerini esas alarak bir bütünlüğün oluşturulmasını savunuyoruz. Bu eksende nasıl ki kendi kültür devrim yürüyüşümüz için çabalıyor ve değer veriyorsak, bizim dışımızda da bu sorumlulukla çalışma yürüten halkların emeklerine önem veriyoruz. Halklar sadece tarihten ibaret değildir. Tarih bir nevi işleyen bir kayıttır. Yeri geldiğinde tanıktır. Ancak önemli olan bu tarihin yanında halkların sosyal ve siyasal duruşları ve hassasiyetlerini görmek ve irade beyanlarını kabul etmektir. Bu gerçekliği esas aldığımızda, örneğin son günlerde gündemde olan ve ortamı geren Sayın Öcalan'ın hücre koşullarında saçlarının kazıtılmasını halkın siyasal kimliğine, dönük bir saldırı olarak görüyoruz. Bu bir tahrik ve provokasyondur. Siz bu halkın sadece dilini tanırsanız ne olacak. Bu halkın siyasal, felsefik, düşünsel iradesini belirleyen ve toplumsal dili olan kişi ve kurumlara saldırdığınızda da huzursuzluğu, iç barışı ve ortak yaşam ölçülerini zorlamış olursunuz. Ortak yaşamı felsefeye dönüştürmüş halkımızın ve ortak yaşamı kurmak isteyen halkların taleplerine saygılı olmak da çokkültürlülüğün ve birlikte yaşam şiarının gereğidir. Birlikte yaşamı yaratmak birlikte çözümü de doğuracaktır. Son sorunuza bu şekilde cevap verip yapılan röportajı ve yazı dizisini çok önemli bir çalışma olarak gördüğümüzü belirtiyor, bu vesileyle de gazeteniz üzerindeki baskıları da kınadığımızı söylemek istiyoruz.

Hazırlayan:
Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:52 pm    Post subject: Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 3

Fırat asi, Dicle özgür. Adını bu iki nehirden alan Dicle ve Fırat Kültür Merkezi, 400 yıllık binada Mezopotamya'nın üç bin yıllık kültürel mirasıyla besleniyor.
Adını nehirlerden aldı
Mezopotamya uygarlıkların beşiğidir. Anadolu'nun doğu ve güney doğusundaki dağ eteklerinden Dicle ve Fırat nehirleri arasında doğup gelişmiştir. Günümüze kadar belli başlı özelliklerini koruyarak kendini taşıyabilmiş olan Mezopotamya Uygarlığı, doğup geliştiği Fırat gibi asi, Dicle gibi özgür bir uygarlıktır. Tarihten beri ne tek bir halkın, bir imparatorluğun, ne de bir idari sistemin karakter ve bütünlüğünü göstermiştir. Mezopotamya Uygarlığı birçok halk kültürünün kaynaşmasından oluşan renkli ve zengin bir uygarlıktır. Diyarbakır ise, Dicle ve Fırat nehirleriyle özdeşleşen Mezopotamya Uygarlığı'nın, üç bin yıllık parlak bir egemenliğin mirasıyla beslenen bir kenttir. Diyarbakır'ın bağımsız tek kültür-sanat merkezi ise adını bu nehirlerden almıştır. Dicle Fırat Kültür Merkezi, bugün hizmet verdiği binasıyla da devraldığı mirasın bilinciyle, bu mirası geliştirme iddiasıyla yola çıkmış bir kültür merkezi. Kültür merkezinde gençlerin, çocukların, kadınların sanatsal ve kültürel alanlardaki yeteneklerini geliştirebilmeleri için çok ciddi çalışmalar yapılıyor. Dicle Fırat Kültür Merkezi yöneticilerinden Mehmet Takır, kültür merkezini binlerce çiçeğin açtığı bir kültür bahçesi olarak tanımlıyor. 'Çok renklilik en büyük zenginliktir. Tüm halk kültürlerinin renklerini taşıyarak zenginleşmek, güçlenmek, güzelleşmek dileğimiz. Halkların kültürlerinden oluşan gökkuşağının altında kendi renklerimizle buluşuyoruz' diyor.
Yüzlerce öğrencisi var
Kütüphane: Kültür merkezi 10 bin kitap kapasiteli kütüphaneye sahip. Sabah 09'dan akşam 18:00'e kadar hizmet veren kütüphanenin yanısıra kültür merkezinde, derslikler, etüt odası ve kafeterya, stüdyo, tiyatro salonu, resim atölyesi, fotoğraf biriminin kullanımında bulunan karanlık oda, halk oyunları için çalışma odası, toplantı odası ve sinema atölyesi bulunuyor.
Folklor: Festival döneminde atölye düzeyinde çalışmalarını başlatan kültür merkezi, Koçgiri halk dansları grubu oluşturdu. Festival bünyesinde oluşturulan grup Diyarbakır'da Sanat Sokağı ve Toplu Konut'ta gösteriler sundu. Kültür merkezi her yıl haziran ayı ortalarında halk dansları kursu düzenliyor. Halen Diyarbakır yöresi halk oyunları üzerine çalışmalar yürütülüyor. Ancak kültür merkezi tüm bölge halklarının oyunlarını da yoğunluklu olarak çalışmayı hedefliyor. Kültür merkezi özellikle bu alanda Kürt folklorunun tüm özelliklerini yaşama geçirmeyi temel amaç olarak önüne koymuş bulunuyor. Kürt folklorunun çok çeşitli olduğunu belirten kültür merkezi yöneticilerinden Mehmet Takır, 'Bir kısmı ait olduğu bölgenin adıyla Botani, Deriki, Amedi gibi adlarla anılırken, bir kısmı da dansta kullanılan hareket biçiminin adını almıştır. Amacımız yoğunlaşarak işlendikten sonra çalışmalarımızı, büyük bir dans grubuna dönüştürebilmek. Bu çalışmalarımız, inceleme araştırma gruplarının oluşturacağı derlemelerle desteklenerek yürütülecektir. Bu bilinçle kendi alanımızı akademik bir zemine oturtmak da hedeflerimiz arasındadır. Modern danslar ışığında, Kürt bale ve operasının alt zeminini oluşturup, sunumunu gerçekleştirmek istiyoruz. İnanıyoruz ki var olan potansiyelimizin en güçlü ifadesidir beden dilimiz' diyor.
Plastik sanatlar: Kültür merkezinde resim ve heykel atölye çalışmaları da yürütülüyor. Her yıl haziran ayında başlayan resim atölye çalışmalarında kursiyerlere yönelik eğitim çalışmaları 25 kişilik sınıflarda sürdürülüyor. Ayrıca heykel ve seramik kursları da veriliyor. Kültür merkezinin duvarlarını ise atölye çalışmaları sırasında kursiyer öğrencilerin tabloları süslüyor. Mezopotamya heykel sanatının M.Ö. 3000'li yıllardan daha eski bir tarihe sahip olduğunun bilinciyle düzenlenen heykel atölye kurslarında ise şu an tasarım halinde bulunan 20 civarında eskizleri tamamlanmış heykel projesi bulunuyor.
Fotoğraf: Temel ve Deneysel Fotoğraf Eğitimi atölye çalışmaları ise birkaç yıldır sürdürülüyor. Atölye katılımcılarının yoğun çalışmaları sonucunda Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'ne ait konuk evinde 'Işığın Büyüsü' adlı sergi gösterime sunulmuş. Fotoğraf atölyesinin çalışmaları olumlu eleştiriler alınca, atölye katılımcıları Dicle Fırat Kültür Sanat Merkezi bünyesinde birleşerek, ilk defa Bölge'de fotoğraf biriminin oluşmasına da önayak olmuşlar. Fotoğraf atölyesi, Mezopotamya'nın sosyal dokusunu, yaşam tarzını ve kültürünü fotoğraf sanatı aracılığıyla görselliğe döküp diğer uygarlıklara ulaştırmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Tiyatro: Kültür merkezinde ilk olarak Arsen Poladov eğitmenliğiyle, 35 kişilik katılımla bir aylık pandomim atölye çalışması başlatılmış. Atölye çalışmaları sonucunda açığa çıkan ürünler büyük ilgi görmüş, Bölge'de düzenlenen festivallerde sergilenmiş. Tiyatro birimi, ilk önce profesyonelleşme temelinde tiyatro grupları oluşturup, daha sonra oluşacak gruplardan oyunlar sahnelemeyi hedefliyor. Amaçları ise tüm sanatlar arasında insanla, insan yaşamıyla, en yakın özdeşlik içinde olan tiyatroyla, toplumun sosyal, kültürel ve de düşünsel düzeyini yükseltmeyi hedefliyorlar. Tiyatro çalışmalarının amacını Takır, şöyle özetliyor: 'Mezopotamya'da tiyatronun varlığı, tarihimizin köklü mirasının, temel değerlerinin, zengin kaynaklarının ve onun gerçekliğinin dili olma temelinde yeniye, gelişmekte olana ve yaşanması gerekene dönüktür. Bu temelde yeniyi oluşturan tiyatro anlayışımızın başka bir özelliği, üretimin ardından gelen yaratıcılığı açığa çıkarmaktır. Tiyatroyu yaşamın kendisi olarak gören, kişi, çevre ve gruplarla da çalışmayı bir anlayış olarak benimsemekteyiz.'
Müzik: Hiçbir şarkı, dağlarda ve ovalarda, ormanda ve denizde aynı değildir, her seferinde değişir. Sabah, öğle, öğleden sonra ve akşam; hep farklı bir şeydi şarkı. Bunun bilinciyle kültür merkezinde hafta içi ve hafta sonu aktif halde olan müzik atölyeleri oluşturulmuş ve belli bir dönem teorik müzik eğitiminden sonra, solfej ve pratik dönemi eğitimi yapılıyor.
Müzik atölyesinde ise kursiyerlere enstrüman eğitimi olarak bağlama, gitar, ud, erbane dersleri veriliyor. Kültür merkezi bünyesinde Koma Azad, Koma Jiara, Koma Dewreşan (Erbane Grubu), Koma Mitra, Koma Duri, Koma Torin, Koma Sefqan ve çocuk müzik grubu Koma Kulilken Me stüdyo ve albüm çalışmaları yapıyor.
Sinema: Kültür merkezinin önem verdiği bir diğer sanat dalı ise sinema. Diyarbakır Sinema Atölyesi yirmi iki kişilik sınıfta teorik ve uygulamalı kurslar veriyor. Sinema atölyesi Surların İki Yakası, Koçber, Suretin Surem, Çek Çek adlı film ve belgesel çekimleri yapmış. Yönetmenler Hüseyin Kuzu, Ahmet Soner, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Celal Çimen, Sedat Yılmaz, Gültekin Tetik, Perihan Taş ve Seray Genç'in dönem dönem uygulamalı eğitmenlik yaptıkları sinema atölyesinde çekim halinde olan projeler bulunuyor.
Meskun binayı canlandırdılar
Kültür merkezinin hizmet verdiği bina, Mezopotamya'daki halkların yaşadığı mekanlara özgü dikdörtgen biçimli, 400 yıldan fazla bir geçmişe sahip kentin ayakta kalabilmiş ender yapılarından biridir. Bu tarihi yapı kültür merkezinin amaçlarına da uygun çok odalı normal aile evi olmaktan öte sosyal amaçlı bir komün yerleşim yeridir. Bu tarihi bina Diyarbakır'daki tarihi yapıları koruma çalışmalarında koruma altına alınan ilk yapılardan biridir aynı zamanda. Diyarbakır evlerinin tipik özelliklerini taşıyan bina, ana girişte geniş bir kemer, içinde havuz ve kuyu bulunan geniş bir avluya sahip olmakla birlikte, yazlık/kışlık bölümlere ayrılmış. Yapının dış duvarlarının tümü bazalt taşlarla yapılmış ve taşlar ustaca işlenip en üste işlemeli taşlar yerleştirilmiş. Yazlık bölümün altında daha çok kuru gıdanın saklandığı ve yazın buzdolabı olarak kullanılan kiler bulunmakta. Sur içinin merkezi bir noktasında bulunan kültür merkezi binası; Ulu Camii, Dört Ayaklı Minare, Ermeni Kilisesi ve yıkık bir Yahudi havrası yakınında hem geçmişe selam duruyor, hem de zamanın acımasızlığına karşı direniyor. Kültür merkezi bu tarihi binayı aldığında bina harabe ve yıkılmak üzereymiş. Ve fakat bu harap binayı kültür merkezi aslına uygun olarak restore ettirerek kullanır hale getirmiş. Diyarbakır'ın bu tarihi evinde hizmet veren kültür merkezi, her gün en az yerli ve yabancı 500 kişinin ziyaret ettiği bir kurum.

Hazırlayan: Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:54 pm    Post subject: Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 4

'Kim gider Botan'da Dicle Nehri'nin kenarında Mem û Zîn'in sevdasını diriltirse o benim yoldaşımdır.' Bu söz Cizre'deki kültür merkezine hayat verdi.

Mem û Zîn'in sevdası canlandı

Uzun yıllar cezaevinde kalmanın olumsuzluklarının yanısıra avantajları da oluyor. Elbette bu, tutsağın bulunduğu koşullardan kendisine ve hayata nasıl baktığıyla doğrudan ilgili bir durum. Ferciye Benek, özgürlüğünü çalan sisteme inat gri bir kent olan cezaevini bir devrimci olarak kendince bilim yuvasına dönüştürdü. Dün tutsak düşmüş ve yarın yeniden 'özgür' olacakmış gibi 10 yıl cezaevinde yaşadı. Ve çıkınca yapacaklarını tasarladı. Cezaevindeyken Kürt Halk Öndüre Sayın Abdullah Öcalan'ın söylediği bir söz Fecriye'yi çok derinden etkiledi. O söz şuydu: 'Kim gider Botan'da Dicle Nehri'nin kenarında Mem û Zîn'in sevdasını diriltirse o benim yoldaşımdır.'

Bu söz yeni bir serüvenin kıvılcımının ateşlenmesine neden oldu. Ve Fecriye, vakti gelip cezaevinden çıktığında bu sözün önüne koyduğu serüveninin ardına düştü. Daha cezaevindeyken karar vermişti; çıkınca Mem û Zîn'in sevdasını diriltmek için Cizre'ye gidecek ve orada bir kültür merkezi açacaktı. Öyle de yaptı. Parası pulu yoktu, ama yoldaşlık inancı vardı. Ablasından yol parası alıp, önce Diyarbakır'a gitti. Diyarbakır'daki arkadaşları önce Cizre'de bir kültür merkezi açma fikrine pek olumlu bakmadılar. Tartıştı, kararlıydı ve ısrar etti. Çünkü yoldaşlık inancı bunu gerektiriyordu. Gerçi Cizre'de ne bir tanıdığı vardı, ne de kendisi Cizre'yi, Botan'ı biliyordu. Pandora'nın kutusuydu Botan. Hem her şey vardı, hem hiçbir şey yoktu. Botan bir kültür vahasıydı, ama her şey saklı yatağında akan bir ırmak gibi görünmüyor, hissedilmiyor, kendince yaşanıyordu. Sistem her yönüyle ağını örmüştü Cizre'de. Sosyal, kültürel yaşam yok gibiydi. Kadın feodal zihniyetle zehirlenmiş ortamda soluksuzdu. Botan'da kadın olmak yeryüzünün en cefalı yaşamıydı. Hele toplum adına bir işe kadın olarak gönül koymak, daha da zordu. Çünkü Botan Mem û Zîn'in diyarıydı, ama Beko'nun, Beko'ların da mekanıydı. Cizre'ye bir kültür merkezi açmak için giden Ferciye, Botan'ı şöyle tanımlıyor: 'Botan halkı kolay kolay dışardan gelmiş bir insanı kabullenmez ve hiç güvenmez. Ama bir miligram kendini inandırıp, güvenlerini kazanırsan, yapacakların uğruna göstermeyeceği fedakarlık yoktur.' Cizre'de bir kültür merkezi açmak için kendince de bir sihirli formül bulmuştu Ferciye: 'Tek kişilik başlangıç bin kişilik bir gerçeğe dönüşürdü.'

Her kapıyı çaldı Kararlıydı. Her gün bir ailenin evine gidiyor, amacımı anlatıyordu. Anlattıklarına kimi inanıyor, kimisi de inanmıyor, güvenmiyordu. Aklında bir kültür kooperatifi kurmak vardı, ama bunun için en az yedi kişi bulmak zorundaydı. Yasal zorunluluklardan dolayı kendisi kooperatifin kurucusu olamıyordu. İlk başlarda kime gittiyse kaygılanıyor, kabul etmiyordu. En sonunda aradığı yedi kişiyi buldu. Sözleşmeyi hazırladı. Ankara'ya götürüp yasal başvuruları yapacaktı, ama beş kuruş parası yoktu. Tesadüfen bir eve misafirliğe gitti. Gittiği evde mevlit okutuluyordu. Cizre'nin ileri gelenleri, imamlar ve yaklaşık elli kişi vardı evde. Ama aralarında tek bir kadın yoktu. Eve girip, evin gelininden örtü ve etek istedi. Mevlit okunan odaya girip, erkeklerin arasında tek başına oturup, mevlidin bitmesini bekledi. Mevlit bitince dili döndüğünce amacımı anlattı. Konuştu, konuştu, konuştu. Onca erkeğin arasında tek kadın olmanın da verdiği 'üstünlükle' hepsinden onay aldı. Ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı herkes. Ama bu kez bir başka sorun çıktı karşısına. Kültür merkezini açacakları bir yer bulmalıydı. Her gün bir yer buluyor, anlaşma yapıyor, ertesi gün yer sahibi vazgeçiyordu. Kültür merkezini 'tehlikeli' buluyorlardı.

Kadın ve çocuklara yöneldi Ferciye o günleri şöyle anlatıyor: 'Sonradan öğreniyorum ki tehdide maruz kalmışlar. Nihayet şu an hala kültür merkezinin çalışmalarını yürüttüğümüz mekanı kiraladık. Sözkonusu mekan 1987 ile 90'lar arası JİTEM'in aktiv yuvasıymış. Sonrasında Nurcular kullanmış, ardından uzun bir süre boş kalmış. Bahçesi ve bina talan olmuştu. İki ay halkla birlikte binayı yeniden inşa ettik. Oturacak bir sandalyemiz bile yoktu. Kurumun ilk malzemesi altı adet küçük sehpa oldu.' Ve sonunda 11 Eylül 2004 tarihinde Mem û Zîn Kültür Merkezi'ni açmayı başardılar. Ama bu büyük sevda serüveninde çok zorlandığı anları da oldu Fecriye'nin. Bölge'nin katı feodal anlayışından dolayı sokaklarda ağladı, 'dünyayı sen mi kurtaracaksın' dediği günler de oldu. Sonuçta başarılmıştı. Artık o, Mem û Zîn Kültür Merkezi'nin çöpçüsü, çaycısı, başkanı, avukatı ve muhasebecisiydi. İlk düzenledikleri kültür etkinliğine beş yüz erkek gelmişti. Bir tek kadın yoktu aralarında. Sonra 'Biz Kürtler gördüklerimize inanırız' dedi ve kadınlara özel, çocuklara özel kültürel programlar yaptılar. Bugün ise artık Mem û Zîn Kültür Merkezi'nin düzenlediği her kültür etkinliğine çarşaflı kadınlardan, rengarenk giyinmiş çocuklara kadar Cizre halkının her kesimi katılıyor.

Saklı değerler açığa çıkarıldı

Mem û Zîn Kültür Merkezi, 11 Eylül 2004 yılında resmen açıldı. Amacı Kürt kültürünü, sanatını korumak, geliştirmek ve gelecek jenerasyonlara aktarmaktı. Botan ve özellikle Cizre Kürt kültürünün zengin yerlerinden biriydi. Zengin kültürel birikimler, güçlü dil bilinci ve direngen mirasın kültürel ve sanatsal olarak değerlendirilmesi kültür merkezinin temel hedefi oldu. Uygarlığın doğuşuna beşiklik etmiş Botan'ın kültürel, folklorik ve sanatsal öğelerini Bölge insanıyla buluşturdular. Cizre'de yurtsever özellikleri diri olmakla birlikte, sosyal yaşamda kapalılık hakimdi ve özellikle kadının toplumsal yaşamda olmadığı bir sosyo-kültürel yapı sözkonusuydu. Kültür merkezinin açılışına bir kadının öncülük etmesi, daha ilk adımda sosyal yapıda yankısını buldu. Kültür merkezinin açılışı ve faaliyetlerine başlamasıyla birlikte sosyal yapıda varolan değişim potansiyeli yavaş da olsa açığa çıktı. Her ne kadar ilk başlarda büyük sıkıntılar yaşansa da özellikle kadınların ilgisi dikkat çekiciydi. Diğer yandan saklı kalan kültürlerinin açığa çıktığını, herkesle buluşmaya başladığını gören Cizreliler, kendilerinde bulunan eserleri, stran, çirok ve destanları kültür merkeziyle paylaşmaya başladı. Özellikle dengbêjlik geleneği güçlü olan Botan'da dengbêjler kültür merkezine akın etmeye başladı. Kültür merkezine Mem û Zîn adını verilmesi ise hem Ehmedê Xanî'nin yazılı Kürt kültürünün ilk ürünlerinden biri olan destana, hem de Kürt aşkını canlı tutmak amacı taşıyordu. Kültür merkezinde bugün özellikle Kürt müziği üzerinde çalışmalar önemli bir yer tutuyor. Bunun nedeni Botan bölgesinin Kürt müziği için önemli bir birikime sahip olması. Kültür merkezi bugüne kadar yüze yakın yok olmakla yüz yüze kalmış eseri açığa çıkardı. Yine dengbêjlik geleneğinin yeni jenerasyonca benimsenip yaşatılması amacıyla dengbêjliği süreklileştirecek bir yapılanmaya gidildi. Bugün kültür merkezinde elliye yakın çocuğa modern müzik eğitimi veriliyor. Evin Botan gibi, Koma Yekta, Koma Meyaser adında kadın müzik grupları var artık. Nergizên Botan çocuk korosu da çalışmalarını sürdürüyor. Kültür merkezi bünyesinde ayrıca araştırma komisyonları bulunuyor. Bu komisyonla, çirok, destan, stran ve Kürt ata sözlerini derliyor. Ayrıca Botan bölgesine ait halk oyunları üzerine çalışmalar da yapılıyor. Kültür merkezi başka kentlerden gelen tiyatro oyunlarına halkın ilgisini keşfederek, tiyatro çalışmaları da yapmaya hazırlanıyor. Kültür merkezi çalışanlarının bugün tek amaçları ise doğru bir sanat ve kültür anlayışı temelinde kurumsallaşarak, süreklilik arz edecek şekilde Kürt kültürü ve sanatına hizmet etmek.

Hazırlayan: Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:56 pm    Post subject: Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 5

Xanî'nin yolunda

Hakkari'nin 'Xan' köyünde 1651'de dünyaya geldi. Yaşadığı çağın toplumsal ve siyasal gerçekliğini çok iyi bir biçimde analiz ederek, çatışma ve çarpıklıkları eserlerinde gözler önüne serdi. Özgürlükçü, eşitlikçi ve hümanistti. Yaşadığı döneme göre çok ilerici bir tutum alarak, insan zorbalığına, sınıflı toplum yapısına ve feodalizme meydan okudu. Yine yaşadığı dönemin moda dillerini (Arapça, Farsça, Osmanlıca'yı) tercih eden düşünürlerin, edebiyatçıların aksine o, tüm eserlerini arı duru bir Kürtçe ile yazdı. Kürt insanının hak ve özgürlüklerine önem verdi. Aşk ve özgürlük onun için paha biçilmez değerlerdi. Bu iki kavramı şiirlerinde çok unutulmaz dizelerle ölümsüzleştirdi. Ehmedê Xanî, ne sadece bir Kürt aydını ve yurtseveriydi, ne de sadece bir şair, düşünür, siyasetçi ve filozoftu. Xanî bir yanıyla Kürtlerin Yunus Emre'siydi. Bilge ve deryaydı; onun felsefi izinden yürürken dünyanın ve evrenin sırlarına ulaşmak mümkündür. Yunus Emre gibi Xanî de insanı esas alıyordu. Xanî'nin de Yunus gibi kıblesi ve kabesi insandır. 1707'de Doğubeyazıt'ta öldüğünde arkasında onlarca eser bıraktı. Bugün türbesinin ve mezarının bulunduğu Doğubeyazıt'ta onun torunları, bir simyacı titizliğiyle onun eserlerini anlamaya çalışırken, bir yandan da onun açtığı yoldan yürümeye çaba gösteriyorlar.

Kürtçe kursları açıldı

Önce birkaç arkadaş Doğubeyazıt'ın Xanî Babası Ehmedê Xanî'nin gömüde kalmış eserlerini gün ışığına çıkarmak için biraraya geldi. Amaçları Xanî'nin felsefesi etrafında birleşip, Kürt, kültür ve sanatına duyarlılığı geliştirmek ve Xanî'nin eserleri üzerine inceleme ve araştırma yapmaktı. Ehmedê Xanî'nin özlemi olan toplumsal birliği sağlamak ve çocukları, gençleri Kürt kültürü ve sanatı konusunda bilgilendirmek istiyorlardı. Sonunda başlattıkları bu çalışmaları bir dernek çatısı altında sürdürmenin daha doğru olacağına karar verdiler. Ve 2005 yılının Nisan ayında Ehmedê Xanî Derneği'ni kurdular.

Ehmedê Xanî Derneği'nde ilk olarak Xanî felsefesinin iyi anlaşılması için eğitim çalışmalarına ağırlık verildi. Dar ve geniş eğitim çalışmalarından sonra paneller düzenlendiler. Yine Xanî felsefesinden yola çıkarak, Kürtçe kullanmayı yaygınlaştırmak için Kürtçe eğitim kursları açtılar. Her yıl toplumsal dayanışma ve birlik adı altında Xanî'yi anma mevlitleri düzenlenmeye başlandı. Doğubeyazıt'ta gelenekselleşmiş festivallerde dernek çalışmalarında yer alanlar özellikle Kürt kültürünün tanıtımı, yaygınlaşması ve Xanî'nin tanıtılması temelinde çalışmalar düzenlediler. 2007 yılında ise DTP'li Doğubeyazıt Belediyesi tarafından düzenlenen festivalin adı Ehmedê Xanî Kültür Sanat Festivali olarak değiştirildi.

Araştırmalar kitaplaştırıldı

Ehmedê Xanî Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mustafa Saltaş, çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri veriyor: 'Dernek bünyesinde Xanî ile ilgili kitap çalışmaları yapıldı. Ehmedê Xanî Festivali-Orhan Doğan anısına, 'Bazid Cizre Buluşması' adıyla Nihat Gültekin tarafından hazırlanan kitap Belge Yayınevi tarafından yayınlandı. Ayrıca Bölge'de dilden dile anlatılan masalların (çirok) kitap haline getirilmesi çalışmaları ise sürüyor. Ayrıca dengbêj kültürüyle hayli zengin olan bölgemizde her ay iki kez dengbêjler divanını düzenliyoruz. Gençlerin özellikle kadınlardan oluşan folklor ekibi ise çalışmalarını sürdürüyor. Dernek bünyesinde ayrıca müzik çalışmalarına da birçok genç arkadaşımız katılıyor. Dernek çalışmalarımızı Ehmedê Xanî'nin daha iyi anlaşılması, tanıtılması, kültürümüzün, dilimizin daha etkin bir hal kazanması için elimizden geldiğince çalışmalara derinlik, çarpıcılık kazandırmak istiyoruz.' Tüm bunların yanısıra Ehmedê Xanî Kültür ve Dayanışma Derneği'nin sorunları dağ gibi. Derneğin en önemli sorunu maddi imkansızlıklar. Buna karşın derneğin çalışmaları hem Doğubeyazıt'ta hem de çevre ilçelerde ilgi ile takip ediliyor. İlçede Xanî Baba'ya olan ilgi üst düzeyde olduğu için derneğin çalışmaları özellikle gençlik üzerinde önemli bir etki yaratıyor.


Ama hiç susmadılar



Onlar beş arkadaştı. Bir davaya gönül vermişlerdi. Yüz bine yakın nüfusu bulunan ilçenin bir kültür-sanat merkezinin olmaması onları harekete geçirdi. 2005 yılında Bismil'e bir kültür merkezi kazandırmak için demokratik toplum kuruluşları, yurtsever, aydın, sanata duyarlı olan kişilerin kapısını çaldılar. Ve 10 Eylül 2005 tarihinde Neolitik Kültür Sanat Derneği'nin açılışını binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirdiler. İlk önceleri kimi tereddütler yaşadılar. Çünkü tecrübeliydiler. Daha önce de böyle bir çalışmayı başlatmak istemiş, fakat sonuç alamamıştılar. Yaşadıkları bir başka kaygı ise kültürel ve sanatsal olarak derneği nasıl aktif hale getirecekleriydi. İşlevsiz bir dernek olmak istemiyorlardı.

'Çünkü' diyor derneğin yöneticilerinden Şirin Kılınç, 'Sanat çalışması başka çalışmalara benzemiyor. Sanat, toplumun can damarıdır. Sabır, çaba, emek, uzmanlık isteyen bir alandır. Bu süre içerisinde yaşadığımız amatörlükler ciddi sıkıntılara neden oldu. Sıkıntılarla birlikte bir çalışma sistemi de oturdu. Belli bir gelişme de yaşandı.' Ancak sanat ve kültür alanında ilçede yapılan tüm çalışmalardan rahatsızlık duyan statükocu bir zihniyet de vardı ve 2006 yılının Aralık ayında Neolitik Kültür Sanat Derneği mahkeme kararıyla kapatıldı. Ama onlar yılmadılar. 2007 yılının Şubat ayında Bismil Kültür Sanat Derneği'ni açtılar. Şimdilerde ise Bismil Kültür Sanat Derneği'nde müzik, koro, gitar, bağlama, tiyatro, halk oyunları, resim, dengbêjler divanı gibi çalışmalar yapıyor. Koma Aşiti ve Koma Nuda Delila adında iki müzik grupları var. Kültürel çalışmalar için oluşturulan gruplar ise ağırlıklı olarak çocuklardan oluşuyor. 70'e yakın kursiyer eğitim alıyor. Her ay aylık program çıkarılarak, ağırlıklı olarak konser, tiyatro, panel, şiir dinletileri, sinevizyon ve film gösterimleri, dengbêjler divanı etkinlikleri yapılıyor. Mahallelerde etkinlikler düzenleniyor. Her yılın eylül ayında ilçe belediyesiyle birlikte festival biçiminde etkinlikler yapılıyor.

Halk artık seçici davranıyor

Şirin Kılınç, kültür derneğinin öncelikli hedeflerini ise şöyle sıralıyor: 'Müzik ve tiyatro gruplarımızın profesyonelleşmesini sağlamaya dönük çabalarımız var. Bu anlamda eğitimlerimizi güçlendirmek ve zenginleştirmek istiyoruz. Yine uzun vadede Bismil'de bir sinema salonu açmayı hedefliyoruz. Ayrıca Bismil'de bulunan tüm lise ve dershanelerle ortak çalışmalar yapıp, öğrenci ve öğretmenleri sanatsal çalışmalara katmayı hedefliyoruz.' Derneğin müzik grupları mahallelerde konserler veriyor. Gezilerde dinletiler düzenliyorlar. Bu etkinliklerde yaşadıkları coşku ise onları daha da perçinliyor. Şirin Kılınç konuda şunları söylüyor: 'Biz, sanatımızı tam bir donanımla gezintiye çıkarmayı hedefledik. Sanat gezgindir zaten. Köylere, diğer ilçelere de gidip, sanatımızı yansıtmaya devam edeceğiz. Sanatımızı bir dernek binasına hapsetmedik. Duyurularımızı sadece her yere astığımız afişlerle değil, bizzat kendimiz ev ev, kapı kapı dolaşarak yaptık. Bu sistemimiz, çoğu kez dernek binasına çok uzak bir mahalleden kadınların, kızlarımızın gelip, 'Bu ay bir programınız var mı?' diye sormalarıyla sonuç verdi. Bu bizi mutlu ediyor.'

Bismil aynı zamanda bir tarım bölgesi ve oldukça göç alan bir ilçe. İnsanların çoğu yoksul ve genellikle geçimlerini tarımda çalışarak sağlıyorlar. Bu tarım işçilerinin içinde ise yüzlerce okur-yazar olmayan genç kız var. Kılınç, tarım işçisi gençlerin derneğin düzenlediği etkinliklere katıldıklarını ifade ederek, 'Ama ne yazık ki bu arkadaşlar çalışmalarımızda yer alamıyorlar' diyor. Derneğin bir de kütüphanesi var. Gençler gelip hem kitap okuyorlar, hem de satranç, tenis gibi aktivitelerden yararlanıyorlar. Derneğin özellikle düzenlediği tiyatro etkinlikleri izleyicide belli bir seçicilik de yaratmış bulunuyor. Öyle her oyunu beğenmiyorlar. Bismil'in bilinçli bir kültür-sanat izleyicisi yavaş yavaş da olsa oluşuyor. İzledikleri oyunları tartışıyorlar, değerlendiriyorlar. Şirin Kılınç, halkta dernek çalışmalarına karşı bir beklenti oluştuğunu ifade ederek, 'Kültür merkezimiz bulunduğumuz yer açısından hayati derecede önemlidir. Şöyle ki faaliyetlerimize özellikle yoğun ilgi gösteren iki kesim açısından bunu değerlendirebiliriz. Toplumumuzun geleceği çocuklar, gençler ve kadınlarımızın yoğun ilgi ve katılımı bizi hem mutlu ediyor, hem de bu beklentileri karşılamak için yeni arayışlara itiyor.'

Hazırlayan:
Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
zilan12
Yeni Üye
Yeni Üye


Joined: Jul 15, 2008
Posts: 63

PostPosted: Wed Jul 16, 2008 10:59 pm    Post subject: Reply with quote



Kültür devriminin amansız mücadelesi 6

Kürt özgürlük mücadelesiyle birlikte yükselen kültürel birikimler elbette Van gibi zengin kültürel birikime sahip kentte karşılık bulmalıydı.

Serhat, kültür ve sanat evidir

Van, efsaneler, masallar yurdudur. Direniş ve özgürlük tutkusu, dağlardan göle akan bir avuç suda gizlidir. Suyun kanayan yarası, gölde sarılıp sarmalanır. Bir dengbêj çıkagelir ansızın; Ah Tamara'nın hüzünü bütün Van ovasında yankılanır. Yankı, bir yandan Ermeni yurdunu ulaşkırken, bir yandan da bütün Kürt illerini dolaşır. Böylesine zengin bir tarihi sahip bir kentte, Kürt özgürlük mücadelesiyle birlikte yükselen kültürel ve sanatsal birikimler Van'da da yaşam bulmalıydı. Mezopotamya Kültür Merkezi'ni (MKM) ve çalışmalarını kendilerine örnek alan bir grup arkadaş kolları sıvadı. Amaçları, Van'ın zengin kültürel dokusunu açığa çıkarmak ve bunu devrimci kültür sanatla birleştirmekti. Bu yüzden ilkin 2000'li yıllarda Van Kültür Merkezi'ni kurdular. Ama Bölge'nin hemen her yerinde olduğu gibi daha kültür merkezini kurar kurmaz, bilindik baskılarla, sınırlamalarla, engellemelerle karşılaştılar. Bir keresinde Van Kültür Merkezi komik gerekçelerle üç kapatıldı. Van'da Kürt kültürüne de tıpkı Kürt kelimesine olduğu gibi tahammül edilemiyordu. Van Kültür Merkezi yöneticileri, çalışanları defalarca gözaltına alındılar. Baskılar öyle bir hal almıştı ki, kültür merkezi nefes alamayacak bir hale getirildiği için kapatıldı.

Ama yılmadılar

Ama, aynı geleneğin sürdürücüleri bu kez de Serhat Kültür Merkezi'ni açmakta geçikmediler. 2003 yılının şubat ayında açıldı Serhat Kültür Merkezi. Açılır açılmaz da kentte gerçekleştirdikleri bir çok etkinliklerle ilklere imza attı. Kültür ve sanat sorunlarının tartışıldığı paneller düzenledi. Şiir dinletileri, öykü ve şiir yarışmaları, tiyatro gösterileri, konserler düzenledi. Sanat ve kültür atölyeleri açıldı. Müzik atölyesinde çalışmalar yürüten müzisyenler albümler yayınladılar. Şimdilerde Serhat Kültür Merkezi, müzik, tiyatro, halk oyunları atölye çalışmalarını sürdürüyor. Ancak Serhat Kültür Merkezi, son birkaç yıldır AKP'li belediyenin hem Kürt kültürüne olan düşmanlığından, hem de sanat ve kültür çalışmalarına 'düşmanca' yaklaşımından nasibini aldı. AKP'li belediye, Serhat Kültür Merkezi'nin bulunduğu binadan çıkarılmasını sağlayarak, Van'daki kültür ve sanat çalışmalarına kendince darbe vurmaya çalıştı. Ama onlar yılmadılar, başka bir yer buldular kendilerine. Şu an kültür merkezinin bulunduğu yer küçük ve yetersiz bir mekan da olsa inatla çalışmalarını sürdürüyorlar. Serhat Kültür Merkezi, DTP'li Bostaniçi Belediyesi'nin işbirliğiyle Bostaniçi beldesinde de bir şubesini açarak, özellikle beldedeki çocuklara yönelik tiyatro, halk oyunları, ve müzik kursları oluşturdu. Köylerinden göç etmek zorunda kalan ailelerin çocuklarına yönelik çalışmalar yürüten kültür merkezi, çocukların ve gençlerin kendi kültürlerini tanımaları, yaşamaları ve kendi ana dilleriyle sanatsal kültürel çalışmalar içinde olmalarını sağlayarak, önemli bir işlevi yerine getiriyor.

Kadın dengbêjlere imkan tanındı

Serhat Kültür Merkezi'nin en önemli çalışmalarından biri, kuşkusuz Kürt kültürü ve müziği içinde önemli bir yere sahip olan dengbêjlik geleneğinin yaşatılması için Van'da Dengbêjler Evi'nin açılmasıdır. Serhat Bölgesi aynı zamanda dengbêjler yurdudur. Kentte açılan dengbêjler evi, unutulmaya başlanan bir geleneğin yeniden canlandırılmasına da neden oldu. Dengbêjler Evi'nde biraraya gelen dengbêjler, gençleri de etkiledi. Bir çok dengbêj son dönemde yaptıkları albüm çalışmalarıyla da Serhat Bölgesi'nin stranlarını, klamlarını ölümsüz hale getirdi. Gewgewê Maladeng Bêja'nın ilk albümü olurken dengbêj Ahmê'nin albümü de Bayîzok tarzında Kürt müziğinde bir ilk oldu. Kültür merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dengbêjler Evi'nde özellikle kadın dengbêjlerin çalışmalarına imkan tanınması bölgenin sosyo-kültürel alanda da değişime uğramasına ön ayak olacak değerli bir çalışma. Yedi kadın dengbejin çalışmalarına katıldığı dengbêjler evinde halen, Rusipî divani ve Gelerî divanıyla her bölgeden dengbêjin katıldığı yaklaşık 40'a yakın dengbêjle arşiv, belgesel ve kitap çalışmaları sürdürülüyor. Son iki yıl içinde kurulan müzik stüdyosu ise bölgedeki belki de en gelişmiş teknoloji ile albüm, klip çalışmaları sürdürülüyor.

Albümler çıkardılar

Serhat Kültür Merkezi, sağladığı imkan ve olanaklarla Kürt müziğine 10'a yakın albüm kazandırdı. Serhat Kültür Merkezi yetkilileri çalışmalarıyla ilgili şu bilgileri veriyorlar: 'Kültür merkezinin temel hedefi, yeni ürünler ve çalışmalarla halkla daha kalıcı etkileyici bir buluşmayı sağlamayı ve bu amaçla bir dizi sokak etkinliği yapmayı amaçlanmaktadır. Yine kendi bünyesinde çalışan Fazıl Demir, dengbêj Şeyh Memed Eminsoy, Behiye, Zerin ve İnan'ın albümlerini çıkarmak ve yeni dönemin sanat perspektifi doğrultusunda halkla doğru bir buluşmayı gerçekleştirmek ve Delilaların izinde sanatı bu coğrafyada nakş etmek bir diğer hedeftir. Yapılmak istenilen Delila'nın ezgilerinde öze dönüşü gerçekleştirmektir.' Post-modern kültürün her gün insanı zehirlediğini düşünen kültür merkezi çalışanları doğru bir sanat çizgisiyle yol alma konusunda kararlılıklarını ortaya koyarlarken, popülist ve maddiyatçı yaşamlara karşı çıkarak, başarılmayan şeylerin ve yapılacakların öncelikle Kürt kültürel tarihinin özümsenmesiyle mümkün olduğunu ifade ediyorlar. Kürt sanatçısının kendi misyona göre ürettiği sanatın içeriğini doğru bir tarzda doldurması gerektiğinin de altını ısrarla çiziyorlar. Onlara göre hangi sanatsal alanda çalışmalar yaparlarsa yapsınlar, Kürt sanatçısını Delila tarzını örnek alması yeterli bir ölçü.

3600 yıllık bir tarih



Nusaybin; tarihsel, coğrafik ve kültürel olarak oldukça önemli ve zengin bir anlama, kaynağa ve konuma sahip bir ilçe. Nusaybin çokdilli, çokdinli ve çokkültürlü bir yer. Birçok medeniyete evsahipliği yapmış, birçoğuna başkent olmuş bir kent Nusaybin. Ticaretin ve medeniyetin köprüsü olan İpek Yolu'nun üçüncü büyük durağı. Hoşgörünün, demokrasinin, barış kültürünün ve sevginin yerleştirilmesi yaşatılması açısından adeta bir pilot bölge. Tarihsel bir kültür mirasına da sahip. Nice büyük şairi, edebiyatçıyı, sanatçıyı ve aydını bağrından çıkarmış bir kutlu yer Nusaybin. Kürt bilgesi Apê Musaların yurdu. Okuyan, araştıran, dinamik ve bilgiye susamış geniş bir gençlik potansiyeli bulunan Nusaybin; çağdaş ve sosyal bir yer. Ekonomik kaynakları zayıf olmasına karşın siyaset, sanat ve kültürel açısından gelecek vaat eden bir ilçe. Nusaybin kesinlikle çevresine de etki de bulunabilecek güce, konuma ve potansiyele sahip. Ama bütün bunlara karşın, bu kutlu kent, Nusaybin, daha düne kadar sosyal, kültürel ve sanatsal alanlardan mahrum bırakılmış bir yerdi. Ama bugün bu tarihi kentin artık bir kültür merkezi var: Mitanni Kültür Merkezi. Bölge'nin kalbi olmaya aday bu kültür merkezi adını ise Milattan Önce 1600 yıllarında bu topraklarda varlık gösteren Mitanni uygarlığından alıyor. Kentte yapılan arkeolojik kazılar ve ulaşılan bulgulara bakıldığında çok köklü ve zengin bir kültüre kaynaklık etmiş bir uygarlık Mitanni. Bir kolu Botan'daysa, bir kolu Diyarbakır'a kadar uzanmış ve etkisi bir dönem neredeyse yukarı Mezopotamya'ya yayılmış bir uygarlık.

480 kişilik salonu var

Nusaybin 3600 yıl önce varlık gösteren Mitanni uygarlığının önemli merkezlerinin başında geliyor. Yapılan kazılarda Mitannilere ait prens mezarları ve döneme ait bir çok tarihi eser bulundu. Bu nedenle son derece önemli kültürel miraslara sahip Nusaybin'in ilk kültür merkezine Mitanni adı verilmiş. Kültür merkezine bu adın verilmesi için son derece demokratik bir yol izlenmiş. Adeta kentte minik bir oylama yapılmış. Gelen öneriler değerlendirilerek 3600 yıl öncesine ait bir kültürün yeniden canlandırılmasına karar verilmiş. İyi de olmuş. Çünkü Mitanni Kültür Merkezi, Nusaybin'in nefes borusu, kılcal damarları olmaya namzet bir kültür merkezi. Olanaksızlıklar içinde, şartlar zorlanarak iki yıl içinde kente adeta binlerce yıl öncesinin mimarisini hatırlatan bir kültür merkezi inşa edilmiş. İki yıllık zorlu ve hummalı bir çalışmanın ardından, 2-3-4 Mayıs 2008 tarihlerinde düzenlenen zengin bir açılış programıyla da bu muhteşem kültün merkezi binası halkın hizmetine sunulmuş. Kültür merkezinde 470 kişilik bir tiyatro ve sinema salonu bulunuyor. Tam simetrisinde, 480 kişilik çok amaçlı bir salon, kapsamlı bir kütüphane, kafeterya ve üç adet çalışma atölyesi var. Yarı açık fuayesi Nusaybin ana caddesine bakıyor, önündeki geniş alanla ilçenin en geniş caddesine, tarihi İpek Yolu'na bağlanıyor. Ayrıca kültür merkezinin 12 dönümlük bir park alanı da var.

Potansiyeli açığa çıkaracak

Mitanni Kültür Merkezi sorumlusu Gıyas Şehir birkaç ay önce açılan kültür merkezinde şu an halk dansları ve tiyatro alanında iki ayrı proje üzerinde çalışmalar yaptıklarını söylüyor. Şehir, 'Önümüzdeki süreçte tüm sanatsal alanlarda faaliyet göstermeyi amaçlıyoruz. Ayrıca Nusaybin ve çevresinin tarihsel kültürel değerlerini araştırmak, açığa çıkarmak, derlemek ve arşivlemek gibi bir çalışmayı da ön görüyoruz' diyor. Sanat atölyeleri ve çeşitli dönemsel workshoplarla eğitimsel çalışmalar planladıklarını ifade eden Gıyas Şehir, kültür merkezinin gösteri salonlarının ve tüm atölyelerinin kendini ifade etmek isteyen herkesin hizmetinde olduğunu kaydediyor. 'İnanıyoruz ki Mitanni Kültür Merkezi Nusaybin halkının sosyal ve kültürel hayatına önemli ölçüde etkide bulunacak ve değişimler yaratacaktır. Zaten var olan geniş potansiyel kendini dışa vuracak ve ifadeye kavuşturarak düzey kazanacaktır' diyen Şehir, sözlerini şöyle tamanlıyor: 'Mitanni Kültür Merkezi tarihe düşülmüş çok önemli bir nottur ve bu önemli notun herkese yüklediği sorumluluklar olacaktır. Adı gibi tarihi bir işlevi ve rolü üslenme iddiasıyla büyük emek ürünü olarak ortaya çıkarılan bu bina, halk kültürü ve sanatımızda hak ettiği yeri almalıdır. Bu aynı zamanda bir büyük coşku ve inancın da göstergesidir. Aynı inanç ve coşku içinde kültürel sanatsal üretimle içinin doldurulması, halk kültürü ve sanatı adına kaygı taşıyan sanatçı aydın ve yazarlarımızın ilgi destek ve katılımıyla mümkündür. Bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.'

Hazırlayan:
Bayram Balcı
Back to top
View user's profile Send private message
Display posts from previous:   
Post new topic   Reply to topic    Forûma Kanîreş Forum Index -> Genel Kültür All times are GMT + 10 Hours
Page 1 of 1

 
Jump to:  
You can post new topics in this forum
You can reply to topics in this forum
You cannot edit your posts in this forum
You cannot delete your posts in this forum
You cannot vote in polls in this forum

Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
   


PHP-Nuke Copyright © 2004 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.